Soner Duman Yazdı: Güzel Olan Yer..
Güzel Olan Yer…
Yaşadığımız güzellikler, içinde bulunduğumuz mekândan çok, yaptığımız işlerle ve birlikte olduğumuz insanlarla alakalıdır.
Şimdi düşünelim…
Allah Resûlü (s.a.v.) Mekke’de tebliğine başladığında Mekke’de olmak, onunla birlikte bulunmak ve küfre karşı sabredip direnmek güzeldi.
Sonra gün geldi, devran döndü. Rabbimiz Medine’ye hicret etmeyi emretti. Öncesinde ashab-ı kiram, sonrasında Peygamberimiz (s.a.v.), Medine’ye hicret etti. O zaman şehir olarak Medine güzelleşti, hicret etmek güzelleşti, Medine’de ensar ve muhacirler arasında bulunmak güzelleşti. Daha önceden şehrin adı Yesrib iken bir anda nurlu şehir (el-Medinetü’l-münevvere) oldu. Artık Mekke’de kalmak güzel değildi. Orası vahyin iniş yeri olsa da, Allah’ın evinin olduğu bölge olsa da emir gelince artık oradan ayrılmak gerekiyordu.
Öyleleri vardı ki Mekke’den Medine’ye hicret etme güç ve imkânına sahip oldukları halde Mekke’de kalmayı tercih ettiler. Yerleri-yurtları onlara güzel geldiği için terk edemediler. Rabbimiz onlara ilişkin şu âyeti indirdi:
“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: “Ne işde idiniz!” dediler. Bunlar: “Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de: “Allah’ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisâ 4/97)
Sonra zaman oldu, devran döndü, Allah resulüne cihad etme emri verildi. Allah Resûlü Medine’den cihad için çıktığında Medine’de mazeretsiz olarak geride kalanlar oluyordu. Mesela Tebük savaşı esnasında, tam da hurmaların toplanma mevsiminde Medine’nin güzel havasını terk etmek onlara zor gelmişti. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) ve ashab-ı kiram, cihad için Medine’den ayrıldıklarında artık güzel olan şey Medine’de kalmak, hurma bahçelerinde oyalanmak değildi. Güzel olan mekân artık çöllerdi, oralardaki zorluklara katlanmaktı. Güzel olan şey doya doya yemek, kana kana su içmek değil, gerektiğinde çölün zorluklarına, yürüyüşün sıkıntılarına katlanmaktı.
Bu konuya ilişkin âyet şöyle diyordu:
“Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara Allah’ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” (Tevbe 9/120)
Evet…
Demek ki mümin açısından “güzel olan yer” yalnızca tabiatı, manzarası, havası güzel olan yer değildir. Bundan daha öte, mümin açısından güzel olan yer, Allah’ın razı olacağı işleri yapacağı, Allah’ın razı olacağı kimselerle bir arada bulunacağı yerdir. Bir kimse Allah’ın razı olmayacağı işlerin, faaliyetlerin olduğu bir yerde, günah olan işleri işleyen kimselerin arasında ise orası tabiat harikası da olsa, deniz manzaralı da olsa mümin için güzel değildir.
Rabbimiz, kendisinin razı olacağı yerlerde ve kendisinin razı olacağı kimselerle bir arada bulunmayı bizlere nasip eylesin.
Kaynak: Soner Duman/ 26 Rebîülevvel 1446 – 29 Eylül 2024 / Pazar
- Filistin Alimler Heyeti Başkanından Türklere Bir Mesaj Var - Nisan 5, 2025
- Zekeriyya Kocalan Yazdı: Volkan Konak - Nisan 5, 2025
- Prof.Dr. Mustafa Öz Yazdı: HangiYönetim Kendisine Muhalif Unsurlarla Çalışmak İster? - Nisan 5, 2025