Soner Duman Yazdı: Acaba Bugün O Gün mü?
ACABA BUGÜN O GÜN MÜ?
Allah Resûlü (s.a.v.) bir gün ashabına geleceğe ilişkin bir şeylerden bahsediyordu. Sözünün bir yerinde “bu söylediğim, [dine ilişkin] ilmin ortadan kalkmasından sonra olacak” dedi. Sohbeti dinleyen Ziyad bin Lebîd isimli sahabî şaşkınlıkla peygamberimize sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! İlim nasıl ortadan kalkabilir ki? Biz Kur’an’ı okuyoruz, çocuklarımıza okutuyoruz, onlar da çocuklarına okutuyor.” Peygamberimiz ona şöyle dedi:
“Hey gidi Ziyad! Ben de seni Medine’deki en akıllı kimselerden zannederdim. Yahudiler Tevrat’ı, Hristiyanlar da İncil’i okumuyorlar mı? Okuyorlar ama içindekilerle amel etmiyorlar.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4048 no’lu rivayet)
Gelin bu hadisten payımıza düşen hikmetin peşine düşelim:
Allah dışındaki bütün varlıklar zamana tabi varlıklardır. Onlar için geçmiş, şimdi ve gelecek söz konusudur. İnsan açısından gelecek “gayb âlemi” kapsamında yer alır. Kur’an “hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez” (Lokman, 31/34) buyurur. Ancak Rabbimiz gayba ilişkin hususlardan dilediğini insanlar içinden elçi olarak seçtiği kimselere vahiy yoluyla bildirebilir. Peygamberimize de yakın ve uzak gelecekte olacak bazı şeyleri bildirmiş, peygamberimiz de bunu ümmetine haber vermiştir. Bu tür geleceğe ilişkin bilgiler bir yandan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinin en büyük delillerinden olduğu gibi diğer yandan da ümmeti, gelecekte karşılaşacakları durumlara karşı hazırlıklı olma ve tedbir almaları yönünde bir uyarı da barındırır.
Yukarıdaki hadiste, Allah Resûlü’nün yine böyle geleceğe ilişkin bir konudan söz ettiği, bu esnada “bu söylediğim, dine ilişkin ilmin ortadan kalktığı zamanda olacaktır” dediği belirtilmektedir. Ziyad, dine ilişkin bilginin ortadan kalkmasını şaşılacak bir durum olarak görmüştür. Çünkü sahabenin pek çoğu dinî bilginin temelini teşkil eden Kur’an’ı ezberliyor ve okuyordu. Bunu kendi çocuklarına öğretiyor, onlar da çocuklarına öğretiyordu. Eğer bu ilmî faaliyet kuşaklar boyu böyle devam ederse dine ilişkin bilginin ortadan kalkması nasıl olacaktı ki?!
Peygamberimiz, kıvrak zekâya sahip gördüğü Ziyad’ın böyle bir soru sormasını garip karşıladı. Çünkü Kur’an’da Yahudiler ve Hristiyanların kendi kitaplarını okudukları hâlde doğru yoldan nasıl saptıkları bütün ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Onlar Tevrat ve İncil’i okumakta kusur göstermiyorlardı ama iş uygulamaya gelince işlerine gelen hükümlerini uyguluyor, işlerine gelmeyeni ise uygulamıyorlardı.
Oysa Allah’ın dini, insanların önüne serilmiş, insanların dilediklerini alıp dilediklerini bırakacakları açık büfe kahvaltı sunumu değildi. Bir insan Allah’a teslim olduğu zaman O’nun kitabında yer alan hükümlerin tamamından sorumlu olurdu. Kendi arzu ve hevasına göre dini uygulamaya kalktığında ise dine ilişkin bilgi insanların arasından süzülüp giderdi. Çünkü artık din konusunda temel belirleyici Allah’ın kitabı değil, insanların arzuları olurdu.
İşte Allah Resûlü (s.a.v.) aynı durumun bir gün İslam ümmeti için de gerçekleşeceğini söylüyordu. İnsanlar Kur’an’ı okuyacaklar, çocuklarına da öğretecekler, ezberleyecekler ama onunla amel etmeyi ya tümden terk edecekler veya Kur’an’ın buyukları içinden seçmece yaparak işlerine geleni uygulayıp işlerine gelmeyenleri terk edeceklerdi. Bunun sonucunda dine ilişkin sahih bilgi insanların arasından çekilip gidecekti.
Bugün kendisini Müslüman olarak niteleyenlerin sayısı iki milyarı buluyor. İslam tarihinde hiç olmadığı kadar mushaflar basılıyor, ezberleniyor, Kur’an her dakika, türlü makamlarla tilavet ediliyor. Yeryüzünde Kur’an’ın tilavet edilmediği tek bir saniyeden bile söz etmek mümkün değil. Üstüne üstlük İslam’a ilişkin basılan eserlerin sayısı milyonları buluyor.
Peki sonuç? Müslümanlar Kur’an’ın gösterdiği bir ümmet teşkil edebiliyorlar mı? Allah Resûlü’nün örnekliğine sahip çıkabiliyorlar mı? Birlik olabiliyorlar mı? Dünya üzerinde söz sahibi olabiliyorlar mı? Gözlerinin önünde katliama tabi tutulan kardeşlerine sahip çıkabiliyorlar mı?
Eğer bu soruların tümüne “hayır” diye cevap vermek durumunda kalıyorsak o zaman peygamberimizin sözünü ettiği zamanı düşünerek “bugün acaba o gün mü?” diye sormamız gerekir.
Rabbimiz Kur’an’ın lafızlarıyla dillerimizi, anlamıyla akıllarımızı, coşkusuyla kalplerimizi, buyruklarıyla da hayatlarımızı birleştirmeyi nasip eylesin.
Kaynak: Soner Duman/5 Şevval 1445 – 14 Nisan 2024 / Pazar
- Prof.Dr. Mustafa Öz Yazdı: HangiYönetim Kendisine Muhalif Unsurlarla Çalışmak İster? - Nisan 5, 2025
- Edirne Ulus Pazarında Komşu Kadınlardan Hırsızlık Girişimi - Nisan 5, 2025
- Edirne’de Otomobil Yaşlı Kadına Çarpıp Kaçtı - Nisan 4, 2025