Prof. Dr. Rıdvan Canım Yazdı: Aydınlık Bir Geleceğe Doğru…
AYDINLIK BİR GELECEĞE DOĞRU..
Eskiler, “iyimserlik” kavramına karşılık Farsça bir terkip olan “nîkbînlik” sözcüğünü, “karamsarlık” kavramına karşılık da “bedbînlik” ifadesini kullanmışlar hep.. Pek çoğumuz belki de bugüne kadar birincisini hiç duymadık! Karamsarlığı, umutsuzluğu, ümitsizliği, içinden çıkılmaz hâl ve durumu ifade eden “bedbinlik” kavramını ise sanırım bilmeyenimiz, en azından duymayanımız yok.. Neden böyle olmuş veya neden böyle oluyor sorusuna cevap bulmak ise hayli güç! Oysa bu coğrafyanın insanı, dünyanın en mükemmel, en tutarlı, en kapsamlı inanç sistemlerinden birine sahip.. Mensubu bulunduğu inanç sisteminin “olmazsa olmaz” prensiplerinden birisi de; sürdürdüğü hayat ve maruz kaldığı olaylar karşısında “iyimser” olabilme, tüm olumsuzlukları taşıdığı inanç sayesinde “umuda” ve “ümide” çevirebilme sorumluluğunu insanlara yüklemesidir. “Üzülmeyiniz, gevşemeyiniz, ümitsizliğe kapılmayınız, inanıyorsanız mutlaka siz üstünsünüz!” gibi ilâhî bir uyarı karşısında bile bugün insanımız hâlâ karamsarlık, ümitsizlik, hayat karşısında bedbinlik ve bezginlik içerisinde görünüyorsa “inanç” bağlamında bir çözülmeden söz edilebilir. Bunun sebeplerini sorgulamak da kuşkusuz hepimizin tek tek yapması gereken şey diye düşünüyorum.
Bugüne kadar dünyanın çok farklı coğrafyalarını gezip dolaşmış biri olarak şimdi size bir “iyimserlik” tablosu çizmek istiyorum. Böyle bir “iyimserlik” tablosundan ülkemizde nasıl olup da “karamsar”, “umutsuz”, “ümitsiz” bir toplum ortaya çıktığının muhasebesini yapmayı da sizlere bırakıyorum. Bilindiği üzere millet olarak yetişmiş bir insan gücü potansiyelimiz var. Dünyanın diğer ülkeleri göz önüne alındığında nispeten gelişmiş bir sanayi ve ileri teknolojik bilgi seviyesine sahibiz. Savunma, kimya, enerji, madencilik, petro-kimya, haberleşme, tekstil, otomotiv, bilgi işlem, makine, gıda ve tarım sanayiine, tıp, bilimsel araştırma, sağlık ve her seviyeden eğitim kurumlarına sahibiz. Tarımsal ürün kaynakları olarak kendi kendine yeten ender dünya ülkelerinden biriyiz. Her türlü meyve ve sebzeyi ve tarımsal sanayi ürünlerini üretecek toprağa ve iklime sahibiz. Farklı tarımsal projeler kapsamında, değil Türkiye’yi, Batı’yı ve Avrasya’yı doyuracak kadar tahıl, sebze ve meyve üretme potansiyeline sahibiz. Modernize olmuş tarım sektörü ile dünyanın hububat deposu olma imkânlarımız var. Petrol, altın, gümüş, bakır, demir, fosfat, bor ve kömür madenleri başta olmak üzere her türlü yeraltı zenginlikleri bizim ülkemizde.. Konuyla ilgilenen uzmanların ifadesine bakılırsa sadece 5 trilyon dolarlık yeraltı madenlerimiz var. Bu, yüzyıllık bir süreçte Türk ekonomisine her yıl için 50 milyar dolarlık bir katkı anlamına gelir. Etrafımızdaki ülkeler su su diye inlerken son derece zengin su kaynakları yine bizim ülkemizde bulunuyor. Enerji santrallarımız aslında ihtiyacımızın üzerinde kapasiteye sahip.. Dünyanın en büyük uygarlık tarihi ve doğal güzelliklerine sahip bir turizm ülkesiyiz.. Dünyanın en kaliteli fındığını biz üretiyoruz. Tütün bizde, zeytin bizde, çay, Antep fıstığı, kayısı, ceviz, incir, üzüm, kavun, karpuz bizim topraklarımızda.. Üç tarafımız denizlerle çevrilmiş.. Her türlü su ürünleri ile ulaşım kolaylığının Türkiye’ye neler kazandıracağını düşünebiliyor musunuz? Giyim olarak tekstil sanayiimiz gerek hacim, gerekse teknoloji olarak Batı’nın ve Avrasya’nın tüm ihtiyacını karşılayacak durumda.. Her ne kadar bugün çeşitli nedenlerle ülkemiz insanının ağzının tadı kaçmışsa da Türk mutfağı, zenginlik ve lezzet açısından Fransa ve Çin ile birlikte dünyanın en meşhur üç mutfağından biri haline gelmiş..
Bugün ABD neredeyse sadece Coca Cola, Hamburger ve Mallboro ile, Fransa şarap ve peynirle, Belçika ve İsviçre çikolata ile dünyaya hükmederken ülkemizdeki tarım ve hayvancılık potansiyelinin doğru politikalarla bizi nerelere taşıyabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?
Sizi bilmiyorum ama, ben bütün bunları düşündükçe ülkemin ve insanımızın geleceği adına “kaygı”lanmıyorum. Aksine “umut” ve “ümit” doluyum. İyimser olabilmek için bunca sebep varken karamsarlığı anlamsız buluyorum. Ülkemiz insanının birbirini anladığı, birbirine karşı anlayış, hoşgörü ve tahammül gösterebildiği gün, herkesin, kendisi dışındaki diğer insanların da bu ülkeyi en az kendisi kadar sevdiğini ve sevebileceğini anladığı gün, bütün “karamsarlık”ların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Ve önce “inanmak”la işe başlamak gerektiğine inanıyorum. Bir de buna öncelikle ve özellikle gençlerin inanması gerektiğine..
Güzellikler içinde olunuz efendim.
Kaynak: Prof.Dr. Rıdvan Canım
- Prof.Dr. Mustafa Öz Yazdı: HangiYönetim Kendisine Muhalif Unsurlarla Çalışmak İster? - Nisan 5, 2025
- Edirne Ulus Pazarında Komşu Kadınlardan Hırsızlık Girişimi - Nisan 5, 2025
- Edirne’de Otomobil Yaşlı Kadına Çarpıp Kaçtı - Nisan 4, 2025