Mehmet Ali Abakay Yazdı: Vefat Ölü Fatiha ve Şehir
Şehir Araştırmaları Merkezi Yazıları
VEFAT ÖLÜ FATİHA ve ŞEHİR
Ölen herkes vefat etmez mi?
Herkese rahmet dilenmez mi?
Bizim mahalle takımı sayıca az olsa dahi birbirini sahadaki ve saha dışındaki mücadelede asla terk etmezdi.
Karşı takımlar adeta bizi konuşurdu, gibimize gelirdi ne olsa, işleri güçleri biz idik, bile bildiğimiz kadarıyla.
Kim birinci olsa bir torba Karacadağ Pirinci, herkese birer futbol ayakkabısı, forma ve elbise verilecek. Unutmadan belirtelim ki madalyalar ile şampiyona kupası ayrı kalem.
Yarışa girdiğinizde rakiplerinizden zayıf olan da olsa saf dışı olması lazım. Ki bizim her maçta kapışan kim olursa olsun, gönlümüz ezilmiş ve fakirden yanadır.
Bu yüzden Muhammed Ali Clay’ı sevmemiz, onun için sabaha doğru uyumadan maçı tek kanallı televizyondan seyredip aynı elbiseyle okula gitmişliğimiz..
Rekâbet, insanı düşman kılma seviyesine gelmemeli. Bu sezinti varsa, durup fabrika ayarlarına dönülmeli.
Rekâbet, daha güzel, mükemmel, faydalı olanı ortaya çıkarmak için olmalı.
Rakip, insan için düşman değil hızı artıran katalizördür, yarışlarda.
Şiirde, edebiyatta bu yarış eksik olmaz. Çoğu zaman kendi dergilerinde sadece kendileri çalıp kendileri söyleyenler vardır, biliriz.
Kimi kahvehaneler vardır, müşterisi belli değil besbelli. Kahveci, herkesi tanır, evvelinden. Tanımadığı biri gelse böylelikle bilir.
Maalesef, şehirler de aynı coğrafyaya ait olmasına rağmen yarış atı gibi rakip gösterilir, birbirine;
Yemekte, içecekte, türküde, şarkıda, giyimde- kuşamda, manide, atasözünde, topta, bayramda, nişanda, düğünde olmak üzere…
Bu ne çirkin bir davranıştır, böyle…
Daha dün şehir olmuş ilçeler, köy oldukları şehirle yarışmaya aday…
Senin tarihin ne kadar?
Dün neydin, bu gün ne oldun?
Nüfusunun altmış- yüz ile telaffuz edilecek rakamda olduğunu biliriz.
Başka mahalleden ölen biri olsa rahmet dilemeyecek miyiz?
Vefat, daha çok bizden bir kelime, ölü başkası için.
Vefat edenin dünya yaşamı biter, sadece. Ölenin her şeyi noktalanır.
Vefat ve ölüm, yerine göre anlam taşıtan, mana kazanan kavramlardır.
Kişi bizden olmazsa kötü mü bilinir?
İnandığıyla yaşadığı bir olmayana rahmet dilenir mi?
Farklı şehirden aynı coğrafyadan olan yabancı mı sayılır?
Birbirine otuz- kırk- elli kilometre yakınlıkta şehirler, karındaş değil midir?
Bizim mahalle takımı sekize tamamlanmadı, nedense. İki kişi bulamadık, dağıldık. Dördü üç takıma gitti, ortada kalan iki kişi ne forma ne pirinç ne ayakkabı derdine düştük…
Aynı şehirden olup farklı kazalardan olduğumuz için anlaşamadığımız şairlerle yazarlar var.
Aynen mahalle çocuklarının içi hava dolu boş top peşinden koşmaları gibi hırla gür arası bir ortam.
Yan yana gelince selam, kelâm ayrılınca beddua!..
Çoğunlukla ” Allah bizi ıslâh etsin” deriz, bu durumlar için.
Mahalleli birbirine neden düşman olsun, sonrasında pişmanlıkla kavrulsun?
Şehir dostluğumuz bakî kalsın, kardeşlik duyguları içinde.
Biz, içimizden dört kişinin ayrılmasına üzülürüz de altı kişilik mahalle takımından kalan iki kişinin, yirmi kişi olacağına kanaat getiririz. Çoğunlukta olan dört kişi, bire düşmüşken karşılarında birbirine omuz veren güçlü iki kişi var.
Vefat Ölü Fatiha ve Şehir…
Biz, bu merkezimiz için yola çıkarken altı kişiden ikiye düştüğümüzü çok iyi hatırlarım, dün gibi.
Bu gün dört arkadaşımız nerededir, bilinmez. Üçü kişilik erozyonuna uğramış, biri vefat etmiş.
Şimdi vefat edene Fatiha okunmaz mı, üçü dörde katarak?
Kinden, nefretten, hasetten, ihtirastan, gereksiz öçten ve engellenemez güçten, önü alınamaz hale gelen debdebeden ve ihtişamdan sığınacağımız tek kapı vardır, İnsan Olma Kapısı.
Merkezimizin kitaplıklarında her şehir birbirinin komşusu, sessiz ve sakin. Sayısı az da olsa çok kitaplı bölüm, bundan habersiz.
Her gün kalabalık mı?
Müslümana göre Perşembe ve Cum’a, mezarlıklar kalabalıktır.
Sessizliği bozan toprak üstündekilerdir, altında olanlar değil.
Merkezde biz ne yapacağız?
Sadece bekçilik!..
Mezarlıktaki bekçinin görevi neyse bizim farksız.
Her zaman mezarlıklar ziyaret edilmesi gerekirken yılda, birkaç senede bir gelenler var.
Bizde bir bilgi bulamayan, istediği bir kitabı temin edemeyen gelecek, on dakika- yirmi dakika bir süre içinde.
Mezarlığa giden başka mezara bakmaz da kendisine ait olanı arar, bulur. Bakımsızlığın suçunu kendinde aramaz da yetkililerde bulur. Nihayetinde birkaç dakika bekler, mezarlıkta.
Bizim merkezde durumlar mezarlık bekçisi misali olmasın, gönlümüz herkese açık.
Gelen aradığını bulur da beğenmez, bir türlü…
Mezarlığa katkısı olmayan her tarafın gülistan olmasını bekleyemez, bahçevan yoksa.
Arada bir uğramak isteyen olur da dertlerine derman bulamaz, kimisi:
– Filan kaynaklar neden yok?
İnsan derse ” Satın al, getir burada bulunsun” der de mezarın üzerindeki kitabenin yazısı silikse ve sen o yazıyı okuyamıyorsan bekçiden ne istersin?
Diyebilirsiniz:
-Burası bir kitap mezarlığı, kabirleri kitap rafları.
Kimi zengin kimi orta halli. Senin gürültün ve şamatan onları rahatsız etmesin.
Kimi kitap yüz- iki yüz yıllık. Hem Arapçan, Farsçan, Türkçen, Kürdçen, İngilizcen, Almancan, Rusçan, İtalyancan yok.
Sen git, bir sahafta birkaç kitap al, biraz sanal ortamdan aşır, hazırla tezini, yap araştırmanı, kap unvanını, değiştir keple cübbeni, mevkiî -makam sahibi ol!..
Kimilerinin ruhuna yaşarken Fatiha okunmalı ki çoğumuz yaşayan ölülere dönmüşüz!…
Kitapların ruhuna fatiha okuyanlarla işimiz yok aslında, onlar yaşarken fatihaya muhtaç.
Kaynak: Mehmet Ali Abakay
- Prof.Dr. Mustafa Öz Yazdı: HangiYönetim Kendisine Muhalif Unsurlarla Çalışmak İster? - Nisan 5, 2025
- Edirne Ulus Pazarında Komşu Kadınlardan Hırsızlık Girişimi - Nisan 5, 2025
- Edirne’de Otomobil Yaşlı Kadına Çarpıp Kaçtı - Nisan 4, 2025