Mehmet Ali Abakay Yazdı: Muharrem’le Sohbetler
Muharremle Sohbetler
10 Haziran 2023
Muharrem, hayatımızda yaşanan zamana ” hatıra” denir, kitap yapraklarının eskimiş biçimine.
Zamanın seyr û seferinde ömrün sermayesi azalırken yaşadığımızı, beden ruh birlikteliği son bulduğunda öldüğümüzü sanırız.
Bir çeşmenin susuz kalması misali, dert etmeyiz gördüğümüz çok manzarayı.
Buğdayın başağa, başağın hasada durması, değirmende un hali, unun hamura dönüşmesi, hamurun ateşle imtihanında ekmek olması…
Sadece buğday mı?
Her çeşit sebze ve meyve…
Muharrem, dur ve dinle.
Beşer, artık kendisini kalıbının dışına çıkartıyor, bunun için çırpınıyor.
Savaşlara karşı çıkanlar, başlatıcı ve sürdürücü olanlar.
İki tarafı barıştıranlar, iki tarafı birbirine düşürenler.
Muharrem, çok kazanmak için sağlıksız ürünler üretip insanın sağlığıyla oynayanlar, aynı zaman içinde sağlık sektöründe ilaç üreticileri.
Hasta hale getirilen insanı iyileştirmeyenler, hasta ölünceye kadar kirli kazanç elde etmeyi ahlâksızlık kabul etmiyor.
Muharrem, buğday danesi toprağa düşünce yeşerir, çatlatır kabuğunu.
Toprak herkesin doyabileceği kadar buğday vermez mi?
O halde niçin insanlığın bir bölümü açlıktan kırılıp ölüyor.
Buğdaya damak tadları için işkence edenler, yağla fıstıkla baklavayı icad edip her dilimine servet öderken, bir tepsi ürünün fakir bırakılmış âilenin aylık un ihtiyacının iki katına bedel fiyata sahip olduğunu bilmez mi?
İnsan, ekmeksiz yaşar da açlıkla imtihan oldukça zor durum, Muharrem.
Altının yaprak yaprak inceltilerek serpiştirildiği baklava tepsisini görünce…
On katlı binayı beşe katlayan dairelerde daha yüksekte yaşamak isteyenleri tanıyınca…
Para, servet için kural tanımayanlar, ölümü hatırlamayanlar kıymet kazandıkça…
Bir yanda açlıktan, hastalıktan, yokluktan, savaştan, ateşli silahlardan, kimyasal zehirlerden ölenler…
Öbür tarafta bu ezilmiş, perr û perişân insanlığın acıları, yokluğu, yoksunluğu üzerinde çok şeye sahip olup insanlığı yitiklere karışanlar…
Muharrem, yüreği kanayan her şeyi içine atar…
Buğday danesi yeşersin gönlünde.
Başağa dursun, ne olur, kopartma?
Buğday, bereketlensin.
Hasad, bereketlensin.
Bire elli versin her başak.
İnsan, ekmeğe doysun.
Buğdayın baklavaya dönüşümüne itirazın olsun.
Kakao, kauçuk için çocuklarının ellerinin babalarınca kesildiği bilinsin. Bunu yapanların kim olduğunu öğren.
Bir baba, çocuğunun elini nasıl keser?
Bu nasıl bir cezalandırmadır?
Bu vahşeti kim insanlık dışı bilmez?
Beni, duy Muharrem!..
Ürettiği kakao danelerinin çikolataya dönüştüğünü bilmeyenler, bir çuval kakaoyu şimdi elli gram tadımlık çikolataya değiştirerek mutlu oluyor.
Muharrem, fıstıkla fındığı satanlar da bir çuval ürünü bir paketle takas ediyor.
Kakao ” Negro” diye rengince aşağılanandan, bademle fındıkla fıstık gelişmekte olanlardan.
Muharrem, biraz düşününce ne dediğimi anlarsın.
Kurar fabrikasını, bunlar.
Çalıştırır, ucuz iş gücünü.
Ürettiği ürünün paketi, onun on saatlik emeğine mukabildir.
” Paket” denilen kiloluk değil.
Muharrem, buğday baklava oldukça semirenler artacak.
Kakao, çikolataya dönüştükçe emek hırsızlığının farkına varılmayacak.
Muharrem, bunlar suyu dahi paketleyip satarak, ammeye hizmet yalanıyla ortada.
Sebze ve meyve faslı var.
Her şeyin tazesi makbul iken, paketleyip beş katına satanlara ne denir?
Alanlar kim?
Muharrem, bolca boyalı, mısır şuruplu meyve suyunu alıp içiyorsan, farkın yok kakao üreticisinden.
Muharrem, buğday baklava oldukça ekmek bulamayacak, insanlık.
Köyden, kazalardan şehre istiflenen insan, kümesten yumurta almayı unuttu.
Avlu kalmadı, tavuk, ördek, kaz yetiştiremez durumda.
Sütü hazır paketlerle alır, oldu.
Sütün nasıl sağıldığını bilmez oldu, anneler.
Gelinler, ekmeğin nasıl pişirildiğini bilmiyor.
Çocuklar, oyunları unuttu.
Merhamet, yardımlaşma, sevgi size ömür.
Onlara hikâye, masal anlatan kalmadı.
Her çocuk makinalarla robota döndü, mankurtlaştı.
Oyunlarda en çok kan döken, öldüren puan alır oldu.
Muharrem, insanlar rahat yaşamak için şehrin gayya kuyusunda, varoşlarda, gecekondularda yalan şöyler oldu.
Bilirsin, yalan söyleyen bizden değildir.
Muharrem, insanlar birbirini kandırır oldu.
Bizi kandıran bizden değildir, Muharrem.
Hırsızlık, gasp, yaralama, öldürme gittikçe arttı.
Muharrem, şehirler gulyabanî yetiştiriyor.
Âile dağıldı, her bir ferd evi otel olarak kullanıyor.
Muharrem, ne diyeyim?..
Ocaklar söndü, söndürüldü bir bir.
Mutfaklarda tencereler bomboş.
Yemek pişirilmez oldu, evlerde.
Yoğurttan ayran yapamaz oldu, çoğu kişi.
Muharrem, artık içime dökülüyor, göz yaşım.
Nehre dönüşür dere iken, içimden geçen.
Muharrem, buğday baklavaya dönüşmeye devam ederse, buna karşı çıkmazsan, içimde çağlayana dönüşen sularda boğulmuş bilirim, seni.
Muharrem, yılma, bırakma bir avuç buğday danesini.
Dirilsin, yüreğinde.
Diriliş gerekir, yeniden insanlık için.
Muharrem, Dirilişe davete icabet içindir, yazılan.
Varsan çıkalım, bu yolculuğa.
Bu yangını söndüremez uğraşımız.
Bil ki tek gülle bahar gelmez.
Baharın habercisi gül yetmez mi, umut için?
Dirilişe çağrı çağlardan çağlara yayılsın!..
Muharrem, ne söylediğimi anlayarak dinle!..
Kaynak: Mehmet Ali Abakay