Hasan Gümüş Yazdı: Oğul! Özgür Ol!
Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol! Ne zamana kadar gümüşe, altına bağlı kalacaksın?
Denizi bir testiye döksen, ne kadar alır? Sadece bir günlük kısmet.
İnsanda ne kadar bağ varsa o kadar köledir. Malın, şehvetin, makamın, mevkiin, şöhretin peşinde koşanlar nasıl özgür olabilirler! Kölelikten kurtulmak için gözü kapamak; gönlü geçici, fânî değerlere kapamak, kanaat sahibi olmak gerekir. Hz. Mevlânâ, “Sedef, kanaat gösterip ağzını kapamasaydı içi inciyle dolmazdı” der. Rivâyete göre, Nisan yağmuru yağarken sedef kabuğunu açarmış, Nisan yağmuru kabuktan içeri damlayınca kabuğunu kapatırmış. Nisan yağmuru deniz suyuyla karışmazsa sedefin içinde inciye dönüşürmüş. İnsan da öyle, gönlünü hikmet ve irfân incileriyle doldurmak isterse ağzını kapamalı, ihtiraslarını dizginlemelidir.
Ölümlünün peşinden gidenler serap peşinde koşanların pişmanlığına düşerler. Eş sevgisi, evlat sevgisi, ana-baba, mal sevgisi, arkadaş sevgisi tabîî insani sevgilerdir.
Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor: “Kadınlar, oğullar, kantarlarca yığılıp biriktirilmiş altın ve gümüş, (otlağa) salınmış (özel besili) atlar, (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlar ve ekinler yani nefsin istekleri; insanlara süslü (câzip) gösterildi. Bunlar (imtihan için verilen) dünya hayatının (geçici birer) nimetidir. Varılacak yerin en güzeli ise Allah’ın katındadır.” (Âl-i İmran 3/14)
Evet, muhabbetin en yükseğinde sevgililer sevgilisi, sevginin yaratıcısı, çok seven ve sevilen el-Vedûd olan Cenâb-ı Allah olmalıdır. “Aşkullah”, “muhabbetullah” denir bu sevgiye. Hırsın, tamahın, kalbî hastalıkların ilacı bu sevgidir. Hz. Mevlânâ, “Ey bütün hastalıkların doktoru, ey kibrimize, gururumuza ilaç ve bize Eflâtun ve Calinus olan aşk! Yaşa, var ol!” der.
Ârifler, ‘akılsız olmaz, akılla da olmaz’ derler. Akıl doğruyu buluncaya kadardır, doğru bulununca teslimiyet olacak. Teslimiyetin tam ve kâmil olması teslim olunana itiraz etmemektir. Akıl bu âlemde yol kesicidir. Çünkü akıl soru sorar, bahane uydurur. Bu âlemin ustası muhabbettir, aşktır. Muhabbet önderleri enbiyâ-ı kirâm hazerâtıdır, âriflerdir. “Binler geçti hukemâdan, fuzelâdan ama bu bilmecenin sırrını kimse çözemedi” der Ziya Paşa. Eflâtun felsefenin, Calinus tıbbın üstâdıdır. Onların ve onları takip edenlerin yapamadığını aşk yaptı, aşk önderleri yaptı.
Topraktan yaratılmış olan insan cesedi, aşk etkisiyle eflâkî olur, semalara yükselir. İlâhî nûr tecellî edince dağ bile cezbeye gelir, oynamaya başlar. Hz. İdris, Hz. Îsâ aşk vesilesiyle Cennet’e yükseldiler. Hâtemü’l-Enbiyâ, Server-i Kâinat, Sevgili Peygamberimiz aşkla Kürsî’yi, Arş-ı A’lâ’yı, Sidretü’l-Müntehâ’yı aştı; hiçbir fânînin, melekler dâhil hiçbir varlığın ulaşamadığı şerefe ulaştı, İlâhî Huzûr’a kabul edildi. “Cenâb-ı Allah, Hz. Mûsâ (as) ile konuşunca, Hz. Mûsâ ‘Rabbim! Bana göster de seni göreyim’ dedi. Rabbi, ‘Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!’ buyurdu. Rabbi o dağa tecellî edince onu paramparça etti, Mûsâ baygın düştü.”
Esasında Allah Teâlâ’nın her an, her yerde tecellîleri var. Rabbimiz ilmiyle, kudretiyle, rahmetiyle, cemâliyle, celâliyle tecellî eder. O’nun tecellîleri olmasa varlıklar olmaz, hayat olmaz. Buradaki tecellî, Cenâb-ı Allah’ın nûrunun tecellîsidir. Dağ bu tecellî karşısında dayanamamış, aşka gelerek paramparça olmuştur.
Evet, aşk böyledir. Aşksız, muhabbetsiz varlık yoktur. Mü’min aşk sebebiyle tatlı tatlı ağlar, vücudu titrer, tüyleri diken diken olur, burun kemiği sızlar. Eşek toz içinde olabildiğince coşkuyla yuvarlanır. Mayıs böceği, hayvan pisliği içinde aşkla, şevkle dolaşır. Arı durmadan aşkla uçar, aşkla bal üretir. İşin özü şudur: Her şey maşûktan, sevgiliden ibarettir. Diri olan maşûktur. Oğul! Sen ölümsüz olana, Hayyun lâ yemût olana (Hiç ölmeyecek olan canlı) âşık ol! (A’raf 7/143)
Kaynak: Hasan Gümüş
- Prof.Dr. Mustafa Öz Yazdı: HangiYönetim Kendisine Muhalif Unsurlarla Çalışmak İster? - Nisan 5, 2025
- Edirne Ulus Pazarında Komşu Kadınlardan Hırsızlık Girişimi - Nisan 5, 2025
- Edirne’de Otomobil Yaşlı Kadına Çarpıp Kaçtı - Nisan 4, 2025