BALKAN SAVAŞLARI, İŞGALLER VE TEPKİLER!..

 

Trakya Üniversitesinde, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından, “Balkan Savaşları, İşgaller ve Tepkiler” konulu bir panel düzenlendi. Balkan Savaşlarında yaşanılan acıların ve zorlu savaş koşullarında verilen mücadelenin anlatıldığı panel, Trakya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Nurten Çetin moderatörlüğünde Türkan Sabancı Kültür Merkezi’nde gerçekleşirken Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Sabri Can Sannav ve Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Tarık Sarıoğlu da panelde konuşmacı olarak yer aldı. Balkan Savaşları ve Balkan Savaşları’nda şehit düşen vatan evlatlarını anma münasebetiyle düzenlenen panele, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Alp ve çok sayıda akademisyen, öğrenci ve vatandaş katıldı.

Etkinlikte, Balkan Savaşları, Balkan Savaşları’nın sebepleri, Balkanlar’daki Türk varlığı, Balkan Savaşları’nın Anadolu dışındaki Müslümanlar üzerindeki etkileri ve Ege Adaları’nın işgali gibi önemli konular, alanında uzman akademisyenlerin düşünce ve yorumlarıyla yeniden değerlendirildi.

Panelin moderatörlüğünü yapan ve “Balkan Savaşları’nın Anadolu Dışındaki Müslümanlar Üzerinde Etkileri” başlıklı sunumuyla, Balkan Savaşları ile savaş öncesi ve sonrası Rumeli’den Türk göçlerinin aydınlatılmasına önemli katkılar sunan Trakya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Nurten Çetin, Balkan Savaşları’nın etkilerinin Balkanlarla sınırlı kalmadığını ve etkilerinin tüm Müslüman coğrafyasında kendisini gösterdiğini belirtti. Doç. Dr. Nurten Çetin “Balkan Savaşları, 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş açması ile fiilen başlar. Osmanlı Devleti bu sırada, Trablusgarp Savaşı’nı henüz sonlandırmamıştır. Ayrıca, iktidar ile muhalefet arasında süregelen bir mücadele vardır. İktidarda bulunan Gazi Ahmet Muhtar Paşa savaşa sıcak bakmazken Balkan devletlerinin Osmanlı Devleti’ni savaşa sokma yönündeki olumsuz politikaları Osmanlı ülkesinde etkisini göstermekte gecikmez. Nitekim, başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun değişik yerlerinde savaş taraftarı protesto ve mitingler düzenlenir. Osmanlı Devleti, savaşa girdikten sonra da bu etki, savaşa gönüllü katılım ile maddi ve manevi yardımlar olarak ortaya çıkar. Müslüman halk, sadece İstanbul’da değil, Anadolu ve dışında da harekete geçer.” şeklinde konuştu.

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Müslümanların Balkan Savaşları’na kayıtsız kalmadığını, Osmanlı Devleti’ne hem maddi yardımda bulunduklarını hem de binlercesinin savaşa katılmak için Osmanlı ordusuna gönüllü katıldığını ifade eden Doç. Dr. Nurten Çetin “Padişahın halife unvanını taşıması bu durumda son derece etkili oldu. Paris, Hindistan, Güney Afrika, Beyrut, Mısır, Arnavutluk, Sofya, İskeçe ve İngiltere gibi yerlerde yaşayan Müslümanlar arasında savaşın etkisi ve doğurduğu tepkiler ilk andan itibaren görüldü. Balkan Savaşları, tüm dünya Müslümanlarını aynı çatı altında birleştirdi.” dedi.

Balkan Savaşları’nda Osmanlı ordusuna destek olmak için Anadolu halkının da seferber olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Nurten Çetin, “Balkan Savaşlarına katılmak için yaşları 12 ile 17 arasında değişen 4 kızın saçlarını kazıttığını ve İzmit’ten yola çıktığını görüyoruz. Savaşa gönüllü olarak katılmak için ileri yaşlardaki gazilerin başvurular yaptığını görüyoruz. Yine o dönemde memurlar, bir aylık maaşlarını bağışlamışlar. Anadolu’daki halk maddi ve manevi varlığıyla bu savaşa katılmışlardır.” ifadesini kullandı.

Doç. Dr. Nurten Çetin, Balkan Savaşları döneminde İstanbul ve Anadolu dışındaki Müslümanların savaşa olan katkılarını, dönemin arşiv belgeleri ve süreli yayınlarından edinilen bilgiler ışığında panel boyunca ele alacaklarını belirtti.

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Tarık Sarıoğlu, “Edirne’nin En Acı 155 Günü” başlığıyla yaptığı sunumunda Edirne’nin 155 günlük destansı Müdafaasının, Gazi Osman Paşa’nın Plevne Müdafaasına benzetildiğini belirterek “30 Mart 1912 tarihli İkdam Gazetesi’nin ‘Şükrü Paşa’ başlıklı makalesinde Edirne’nin savunmasında Şükrü Paşa’nın mücadelesinin takdir edildiği belirtilmiş, Gazi Osman Paşa’nın Plevne Müdafaası gibi tarihin tekerrür edildiğine değinilmiştir. Gazete ‘Edirne Müdafaasının, harb-i ahirde Osmanlı şan ve şerefini kurtaran, Osmanlı hamaset ve besaletini bir kere daha cihan-ı insaniyete gösteren, tarihe yazan bir vaka olduğunu yalnız biz söylemiyoruz. Düşmanlar da söylüyor, âlem-i insaniyet de buna şehadet ediyor.’ dedi. Edirne’de, 22 Ekim 1912’den 26 Mart 1913 tarihine kadar 155 gün sürecek tarihi bir mücadelenin başladığını vurgulayan Öğr. Gör. Tarık Sarıoğlu, Edirne Müdafaasını şu sözlerle özetledi: “Bu mücadelede hem Bulgar ordusunu geri püskürtmek hem de Edirne’yi savunmak hedeflenmiştir. Bulgarlar, Edirne’de hiç beklemedikleri bir mukavemet ile karşılaşmışlardı. Edirne’yi her taraftan kuşatmışlardı. Bulgar komutanları binlerce askeri ve binlerce insanın hayatını feda ederek şehre girmek için çalışmışlardır. Savaş başladığı sıralarda ordunun üç veya dört aylık iaşesi vardı. 5 Kasım itibariyle, savaş başlayalı 18 gün olmuş, Edirne’de kömür ve gaz bitme noktasına gelmiş ve sokaklar aydınlatılamaz duruma düşmüştü. 18 Kasım tarihine gelindiğinde depolarda ve bakkallarda tuz, şeker ve gaz bitmişti. 21 – 23 Kasım 1912 tarihleri arasında yapılan bombardımanlarda Selimiye Camii ve kışlaların yakınlarına birçok mermi düşmüş ve çevresindeki evlere büyük hasar oluşmuştur. 26 Kasım günü yapılan bombardıman esnasında da Selimiye Camii etrafında büyük bir yangın çıkmıştır. Edirne’ye günde ortalama 400-450 top mermisi düşmeye başlamıştır. Şubat ayında o seneye mahsus olmak üzere Trakya’da büyük bir soğuk ve şiddetli kış hüküm sürdü. Edirne’de bu soğuktan dolayı 2.155 kişi öldü. Artık Edirne’de erzak kıtlığından çekilen sıkıntı, 13 Mart 1913 tarihinde son noktaya doğru yaklaşmıştı. Bulgarlar, 24 Mart tarihinde Edirne’ye karşı şiddetli bir taarruz başlatmışlar; 48 saat şehri bombardımana tutmuşlar ve büyük zayiatlar vererek Edirne’yi almışlardır. Edirne düşmeden bir gün önce 25 Mart 1913 tarihinde bölükte bulunan askerlerin çok yorgun, otuz saatten beri de aç ve susuz olduğu ifade edilmiştir. Bulgarların Edirne’yi aç bırakarak ele geçirme düşüncesi sonunda gerçekleşmiştir. Bütün fedakârlıklara rağmen Doğu Cephemiz çöktü. Sadece 26 Mart gecesi Doğu cephesinde düşman birlikleri 23.250 top mermisi attı. Bulgarlar şiddetli bombardımana ilk önce Cevizlik, Ayaztepe, Taşocakları istihkâmlarında başlamışlardı. Buraların düşmesi sonucunda Maraş istihkâmları da düşmüştür. Edirne birliklerinin savunmaya devam etmesi durumunda herkesin zayıf kalacağı anlaşılmış ve teslim olunmuştur. Şehir teslim olmadan önce Şükrü Paşa, Edirne halkını Karaağaç cihetine sevk etmiştir.”

Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Sabri Can Sannav panelde “Balkan Harbi’nde Ege Adaları’nın İşgali” konulu bir sunum gerçekleştirmiş ve Yunanistan’ın Ege Adaları üzerindeki tarihi emellerini şu sözlerle aktardı: “Balkan Harbi’nde Yunanistan’ın temel politikası Ege Denizi’ni hâkimiyeti altına almak, Osmanlı Devleti’nin ikmal yollarını kapatmak ve dolayısı ile Ege adalarını işgal etmektir. Yunan donanmasının boğaz üzerinde egemenlik kurma çabası özellikle adalarda üstünlük kurma ve adaları ele geçirme stratejisine dayanmaktadır. Bu kapsamda Yunanistan öncelikle boğaza yakın adalardan başlamak üzere Ege Denizi’ndeki adaları işgal etme yoluna gitmiştir. Bölgenin kontrolünü tam olarak ele geçirme hedefinde olan Yunan donanması sırası ile Limni, İmroz, Semadirek, Midilli, Sakız Adaları’nın işgali için kara ordusu ile iş birliğine başlamıştır. Yunanlıların Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiği tarih olan 1912 yılının 18 Ekim sabahında donanmayı teftiş eden Yunan Kralını bir darbeyle deviren Elefteros Venizelos, Albay Pavlo Konduriotis’i Tuğamiral rütbesine terfi ettirmiştir. Öğleden sonra da Averoff sancak gemisiyle, 3 zırhlı (Hyrdra, Psara, Spetsai) ve 2 muhrip Faleron’dan hareket etmişler ve diğer muhripler de Andre Boğazı’nda ana kuvvete katılmışlardır. Yunan Donanması’nın görevi Limni Adası’nı işgal etmek ve Mondros Limanı’nı bir deniz üssü haline getirerek Çanakkale Boğazı’nı kontrol altına almaktı. Yunanlılar, Çanakkale Boğazı dışında bir karakol hattı oluşturarak Osmanlı donanmasının boğazdan çıkışını engelleyeceklerini düşünmüşlerdir. 21 Ekim 1912’de Limni’nin işgali ile başlayan Yunanistan’ın adalar harekâtı 3 Ocak 1913’de Sakız’ın işgali ile tamamlanmıştır. Özellikle Limni, Sakız, Midilli ve Sisam gibi önemli adalardaki Türkleri buralardan uzaklaştıran Yunanistan, yerlerine Rumları iskân etmeye başlamıştır. Yunanistan’ın adalar harekâtı sırasında, Osmanlı Donanması’nın Ege Denizi’ne çıkmaya zorlandığı bir dönemde, Yunan Donanması Kuzey Ege’de hâkimiyet sağlamakta zorlanmamıştır. Nitekim Yunan Donanması, Ege adalarını birer birer ele geçirirken Karadeniz’de bulunan Osmanlı Donanması, Bulgaristan kıyılarında görev yapmakta ve Varna’yı bombalamaktaydı. Yunan Donanması, Anadolu sahillerini kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan Midilli ve Sakız’ın haricindeki toplam on bir adayı işgal etmiştir. İşgal edilen adaların bazılarının Osmanlı mülkî ve askerî personelinin daha önce tahliye edilmiş olması ve adalarda haberleşme imkânının bulunmayışı nedeniyle tıpkı İtalya işgalinde olduğu gibi bazı adaların işgal bilgileri zamanında alınamamış ve kaderlerine terk edilmiş olan bu adaların işgalleri daha sonra öğrenilebilmiştir.”

Panel, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlker Alp’in konuşmacılara hediye takdimi ile sona erdi.

admin
Sosyal Medya

admin

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gönder
Haber İhbar Hattı
Haber İhbar Hattı..
Lütfen Sağ Alttaki Gönder Butonunu Tıklayınız.