Ayşe Merve Çiftçi Yazdı: Çocuklar Kütüphaneyi Sevsin Diye..!‘

Çocuklar Kütüphaneyi Sevsin Diye..!
‘Çocuklar kütüphaneyi sevsin.’ diye çocuklara sessiz bi kütüphanenin ortasında bol bağırtılı boğuşma-güreşme yaptırır mısınız?

Hayır.
Çünkü kütüphanede ders çalışan, kitap okuyanların dikkat ve odağa, dolayısıyla sessizliğe ihtiyaçları var.

Camide namaz kılanların da huşû için sükûnete ihtiyaçları var.
En az kütüphanede ezber yapanlar kadar saygı ve anlayışı hak ediyorlar.

Belediye başkanının huzuruna çıkmıyor oradakiler.
Alemlerin Rabbinin huzurunda haşyet hisleriyle sarsılmaya geliyorlar.

Enselerine çarpan meşin bir topun röveşatasıyla kıyamda sendelemeye değil.
Namazda masivadan arınıp maveraya pervâz etmek için dış etmenlerden mümkün mertebe sıyrılmaya ihtiyaçları var.

Namaz kılmak, kütüphanede yüksek lisans tezine hazırlanmaktan daha az ciddiyet ve dikkat isteyen bir amel değil.

‘Yavrum, burada namaz kılan amcaların namazlarına daha rahat konsantre olabilmeleri için camide taşkınlık yapmadan, güzelce oynamalıyız; değil mi?

Böylece başkalarının ibadetine saygı duyduğumuz, odaklanmalarına yardımcı olduğumuz için Rabbimiz bizi çok sever ve bize cennetinde çooook güzel hediyeler hazırlar.’

Diye evladımıza yumuşakça, güler yüzle, başını okşayarak telkinde bulunmak baskı ve ceberrutluk değil;

Ona toplu yaşama bilinci kazandırmaktır,
Medeniyettir,
Bir nev’î sosyal hayata oryantasyon eğitimidir,
Şefkatle terbiyedir, ona iyilik yapmaktır.

Ebeveynlerin camide;
‘Çocuğum saldım seni çayıra.
Bilumum bağırtı, böğürtü, gürültü, döner tekme, pârendeyle bangır bangır çılgınlık serbest.

Camiyi çığlık çığlığa şampiyonluk maçı stadyumuna veya Kırkpınar güreş meydanına çevirebilirsin,
Sonuçta sevmen gerekiyor burayı.’ rahatlığında olmaları, evlatlarına;

‘Bencil ol olabildiğince, saygı duyma kimsenin ibadete odaklanma hakkına.
Dilediğince dağıt dikkatlerini, sadece kendi eğlenceni düşün,
Züccaciye dükkanına giren fil gibi girebilirsin camiye.
Milletin ibadete konsantrasyon çabasını talan etmede serbestsin.’

Fütursuzluğunu aşılamak oluyor.
Ve inanın; bu şekilde bir dizginsizlikle evladınıza iyilik yapmış olmuyorsunuz..

Ona ilerideki hayatı için toplum içinde uyumla yaşama becerisi kazandıramamış,
Sosyal hayatın olmazsa olmazı ‘sınırlar’ konusunda görgü, bilinç aşılayamamış,
İnsanın en aslî kimliklerinden olan ‘sosyal varlık’ eğitimini verememiş,

Kısaca; onu hayatı boyunca kendisine lazım olacak, eşlik edecek olan ‘toplum hayatına saygıyla adaptasyon’ erdeminden mahrum bırakarak kendi evladınıza kendi ellerinizle kötülük yapmışsınız demektir..

Bir çocuktan camide yetişkin gibi davranmasını istemek tefritse,
‘Saldım çayıra’ dizginsizliği de ifrattır.
Ne ifrat, ne tefrit;
İtidal lazım bize.

Kaynak: Ayşe Merve Çiftçi

admin
Sosyal Medya

admin

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gönder
Haber İhbar Hattı
Haber İhbar Hattı..
Lütfen Sağ Alttaki Gönder Butonunu Tıklayınız.