İçimizden Biri/Ali Süzen Sordu, Hüseyin Usta Cevap Verdi

Ali Süzen Sordu, Hüseyin Usta Cevap Verdi
Tam adı: Hüseyin Akdeniz…
Bakmayın soyadının Akdeniz olduğuna.. Aslında aile kökeni Karadeniz’e daha yakın çünkü ailesi Bayburtlu… O her ne kadar doğma büyüme Edirneli (Uzunköprü) olsa da…
Küçüklükten beri esnaf yanında yetìşmiş, esnaf terbiyesi almış yani tezgahtan yetişmiş…
17 yaşında bir catering firmasında çalışmaya başlamış…
5 (beş) sene kadar çalıştıktan sonra okuma aşkı depreşmiş ve Trakya Üniversitesi’nden Tarih Bölümünden mezun olmuş.
Ama üniversite hayatı bulunca da bir taraftan Saraçlar Caddesi’nde bir işletme açmış ve çalıştırmış. İşyeri, talihsiz bir şekilde yanınca şimdiki yerini yani CİĞERGAH’ı açmış.. Beş Yıldır da gündüz 14.00’da açtığı işyerinde sabah altıya kadar müşterilerini memnun etmeye çalışıyor. ‘Müşteri memnuniyeti’ çalışma ilkesiymiş.. Bence de doğru tercih çünkü müşteri memnun olmazsa ağzınızla kuş tutsanız faydasızdır. Eğer, gecenin bir vaktinde canınız çorba isterse o “fukara ambarı” ebadındaki kâselerinden lezzetli çorbasını denemenizi öneririm.
Hüseyin Usta, şimdi söz senin:

Bu işe nasıl başladınız? Siz kendiniz aşçı mısınız? Yani çorba yapabiliyor musunuz ve diğer ürünlerinizi, sattığınız çeşitleri?
Ben bu işe 17 yaşında İstanbul’da bir caterink fermasında başladım. Doğma büyüme Edirne-Uzunköprülüyüm. Ailem ise Bayburtlu.
Ali Süzen: Bayburt benim ilk göz ağrım ilk orada Öğretmenliğe başladım.
Şimdi efendim. 17 yaşında İstanbul Bakırköy’de bir yemek şirketinde çalışmaya başladınız. Evet, ne kadar sürdü oradaki çalışmanız?
Valla işe girmek için 10 defa gidip geldim sonuncusunda aldılar. İlk hafta tezgahtar dım menüleri işte öğrendim. Bir kere gösterdiler. Şey, beni bir hafta sonra Genel Koordinatör yanına çağırdı maaşımı 275 liradan 350 liraya yükseltti. Beni kasiyer yaptı. Sonra mutfağa geçtim. 5 sene kadar çalıştım. İşi orada öğrendim. Sonra bir gün beni Müdür Yardımcısı yapmak istediler ama ben o gün işi bırakmaya gitmiştim okuma hayalim vardı, üniversiteyi…

Ali Süzen: O zaman yani lise mezunuydunuz.
Sonra beni tekstil işi yapan biri, hem mağazasında hafta sonları çalışacağımı hem de Üniversitesiye hazırlanmam için Modern Eğitim Dershanesine gidebileceğimi söyledi İncirli’de idi dersane. Gittim. Ben de hazırlandım. O sene kazanamadım. Sonraki sene kazandım.
Ali Süzen: Hangi okul?
Trakya Üniversitesi tarih bölümünü kazandım. Yazın da anneme dedim ki, bana bildiğin bütün yemekleri tarif et. Annem de aşçı.
Ali Süzen: Ha, demek oradan geliyor.
Yani, evet. Annem bana 38 çeşit yemek gösterdi. Bana hepsini bir kere gösterdi. Hepsini de bir kerede kaptım. Sonra en güzel kuru fasulye pilav yapardım. Okul arkadaşlarım yanıma gelir, benden kuru fasulyeli pilav isterlerdi. Ve çok beğenirlerdi.
2005 yılında burayı kazandığımda 2006 yılında Saraçlarda iş yeri açtım. Sonra iş yerim. 2009 yılında yandı. İflas ile karşı karşıya geldim. İstanbul’a işte annemin yanına gittim. Tekrardan orada bir tane Köfteci diye bir firmada çalıştım. Orada pazarlamaya baktım. Akşamları da kömürde piliç Kokoreç işinde çalıştım. Sonra rahmetli babam dedi: Bu işi de yapabiliyorsun… Gün gelir işin düzelir, dedi. Yemek işine girdim. Sonra bu dükkanı 2019 yılında bir müşterime tekstilci bir müşterime tutmuşken o ertesi gün vazgeçti. Dükkan sahibi de dedi ki sen yapacak mısın? Halbuki ben ona Finansör olacaktım. O burada tekstil işi yapacaktı. Lüleburgaz’da oturuyordu. O vazgeçince iş bana kaldı. Ben de dedim, yemek yeri yapayım burayı bir ay boş tuttum. Dizayn ettim. Ondan sonra ilk önce dürümgah olarak açtım. Şiş, tavuk şiş.. Hayatımda hiç ciğer yapmamıştım. Tava ciğer yapmaya başladım. Ondan sonra köfte möfte ızgara türlerini.. İşte böyle başladım.

Kebapçı Yaşar Usta bana kebap yapmayı öğretti. Sonra kıyık’ta da Ercan abi vardı. Bir Kasap Dükkânı vardı işte o getirdi beni gösterdi çorbayı bir hafta.. Bundan sonra sen yapacaksın, dedi. Sonra yanıma aldım onu onunla beraber çalıştık da ben çorbayı tamamen kaptım ondan sonra. Bu işi yani zaten pilav milav her şeyi biliyordum.

Bu, Edirne’ye özgü olan işte tava ciğer çorba ızgara bu tip şeylerde de bayağı bir kendimi yetiştirdim. Burasını okul olarak gördüm. 5 senedir burada işletmecilik yapıyorum ama son 1 senedir biraz daha aktifleştik. Yani o 4 sene bir tecrübe oldu. Bir basamak, altyapı oldu ama şu anda günlük sirkülasyonumuz iyi çok şükür. Onunla beraber müşteri memnuniyetini sağladım yani Allah da yardım etti. Şu anda iyi gidiyor ama tabii ki de hayalimde böyle güzel büyük bir restaurant açmak var. Burası benim için sadece bir okul.
Ali Süzen: Kaç doğumlusun?
Ben 84 doğumluyum.
Ali Süzen: Hem ahçılık hem de tekstilciliğiniz var. Hangisini daha çok seviyorsunuz?
Vallahi her ikisini de seviyorum ama bu işi daha böyle hoşuma giderek yapıyorum. Çünkü tekstilde teferruat çok. Kumaşçısı dikişçisi.. Bu işte öyle değil. Sadece ekibimle yanımdaki insanlarla diyalogdayım onlarla da zaten işi sağlıyorum. Eksik olan yerlerde yönlendirme yaparak sağlıyorum. Yani bu işlerde ekip olmak önemli arkanı toplayacak işte dükkanına çeki düzen verecek yokluğunuzu hissettirmeyecek. Yokluğumu hissettirmeyecek birisi yok, maalesef. Şu anda olmadığı için çakılı kaldım. Burada sabah altıya kadar çalışıyorum. Altıdan sonra biraz uyku sonra gece hazırlığı. Öğlen 2 gibi geliyorum ondan sonra. Bir arkadaşım sabaha çıkışta temizliği hazırlığı yapıyor sonrasını akşam 6’dan sonra 7’den sonra ama gündüzleri çorba satmıyoruz. Burada Aydın Usta, Taşkın çorbacı. İkisinin arasındayım. Bunlarla bir geçmişimiz olacak. Yani bir dostluk oldu. Onların da geçmişi 50 senelik tecrübesi var. Ben burada kimseye zarar vermeyecek şekilde işimi yapmaya çalışıyorum.
Ali Süzen: Zor değil mi gececilik?
Zor, zor olmasına ama onlar satarken ben de çorba sattığım zaman bana da hoş gelmiyor. Onlara da hoş gelmiyor. Öyle parayı da istemiyorum.
Ali Süzen: Bir vefa borcu duyuyor musunuz onlara karşı? Öyle, şimdi adamlar 50 senesini vermiş. Buraya ben şimdi ilk başlarda yani gördüm bir şeyleri gördüm. Anladım bence etik değil. O yüzden de çorbayı onlardan alıyorum gündüzleyin çorba isteyene. Aydın Usta ile Taşkın Usta onlarla iyi tanışıyorum. Kimseye bir zararım olduğunu düşünmüyorum. Yani burada geceleri de açık olmam. Burada insanlara hitap etmek açısından benim için daha iyi.

Ben, geceleyin işte ihtiyacı karşılamak açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. Gündüz zaten her yer açık ve zaten geceleri de uyuyamıyorum. Canım sıkılıyor. Benim için de bir eğlence oluyor burası, bir mutfak gibi bir şey yani. Yani evimdeki mutfak burası.
Ali Süzen: Peki içerde yeriniz yok. Kışın müşteri kaybı olmuyor mu?
Soğukta yani kışın oluyor müşteri kaybı ama olabildiğince yapabildiğimiz kadar yapmaya çalışıyoruz.
Dediğim gibi burası benim için bir okuldu. Ben bu basamağı ne zaman daha daha iyi atlattığımı hissettiğim an Finans açısından da kendimi yeterli hale getirdiğimde güzel büyük bir yer ciğergah olarak açacağım. Yani Edirne’de böyle güzel bir yer açacağım. Şimdi yapacağım iş, benim için sadece burası tecrübe kazanmak için bir yer. Ali Süzen: Öte yandan öğretmenlik okudunuz, tarih öğretmenliği. Niye hiç düşünmediniz öğretmenliği? Yoksa düşündünüz de olmadı mı?
Vallahi ben şimdi öğretmenliği hiç düşünmedim. Küçük yaştan beri ticaret yaptığım için ticarette batarsam elimde diplomam olsun. Gün gelir ihtiyacım olur. Benim sigortam olur. Bunu düşünerek okudum. Yani, bir altın bilezik gibi. Formasyon belgemi bile hala okuldan almış değilim yani bitirdiğim halde onun bile peşine düşmedim. Çünkü içimden gelmedi burada Doğa Koleji müdür yardımcılığı teklif etmişti. Ama kabul etmedim. Çünkü kendimin önümü keserim diye düşündüm. Benim için maaşlı değil de böyle işte kendimi ilerletebileceğim işler lâzım. Çünkü benim ailem hep ticaretle yaşamış, çalışmış.
Ali Süzen: Son olarak Edirne için, Bulgar-Yunan müşterileriniz için ne söylemek istersiniz?
Edirne çok farklı bir şehir ama işte Edirne’nin vallahi benim gördüğüm kadarıyla kendini bozmamış bir şehir…
Yalnız şöyle bir şey var. Yani burası velinimet, burası. Sınır Kapısı… Burada belediyenin zabıtaların olabildiğince fiyatları denetleme yapmaları gerekiyor.
Ali Süzen: Denetim, sıkı denetim olsun diyorsun, öyle mi?
Denetim sık olması lazım. Turistleri de yani böyle kaçırma olmaması lazım. Yolunacak kaz görmemeleri lazım. Yani 1 kişi 2 kişi yanlış yaptığı zaman bütün herkese mal ediliyor. Burada, Almanya’dan gelen Gurbetçi Türkler bile yani böyle fiyat listesini görmeden oturmuyor. Yani böyle bir bakış açıları çektiler… Bulgarlar şu an yok şu anda Bulgarlar yok, yok yani.
Ali Süzen: Çok teşekkür ederim Hüseyin Usta. Sana bol kazançlı günler, geceler dilerim.
Asıl ben teşekkūr ederim. Böyle güzide bir internet gazetesine konuk ettiğiniz için. Size de yayın hayatınızda başarılar dilerim.
Kaynak: Ali Süzen, Edirne-29.07.2024

admin
Sosyal Medya

admin

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gönder
Haber İhbar Hattı
Haber İhbar Hattı..
Lütfen Sağ Alttaki Gönder Butonunu Tıklayınız.