Prof.Dr. Soner Duman Yazdı: Kalbinde Asla İnsanlara Karşı Kötülük Barndırmamak
Kalbinde Asla İnsanlara Karşı Kötülük Barndırmamak
Size ilginç bir hadisten söz edeceğim ama önce bir soru ile başlayayım:
Mümin bir kimse için en üst hedef nedir?
Eğer bu soruya uzun vadeli bir cevap düşüneceksek -ki düşünmeliyiz- şöyle diyebiliriz: Bir mümin için en üstün hedef, dünya imtihanını başarı ile tamamlamak, yani Allah’ın rızasını kazanmak ve bu sayede cenneti hak etmektir. Sadece bu kadar da değil! Cennetin en üstün makamını elde etmek, orada Allah Resûlü (s.a.v.) ile birlikte olmaktır!
Her ne kadar peygamberlerin konumu diğer insanlardan farklı olsa da ve bu peygamberler içinde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah katındaki konumu, insanlar içindeki en üstün konum olsa da bir mümin için cennette peygamber ile birlikte olmak mümkündür.
Peki böyle bir makama kavuşmanın, böyle bir üstünlüğü elde etmenin yolu nedir?
Allah Resûlü (s.a.v.) çeşitli hadislerinde bunun yollarını gösteren ifadeler kullanmıştır. Bunlardan birini ele alalım.
Peygamberimizin Medine’ye hicreti sonrasında annesi tarafından peygamberimizin yanına getirilen ufak bir çocuk vardı: Enes b. Malik. Annesi, onun peygamberimizin yanında bulunmasını, İslam’ı bizzat peygamberimizden doğrudan öğrenmesini istiyordu. Bunun için peygamberimize “Ey Allah’ın elçisi! Eğer iznin olursa oğlum Enes, senin hizmetinde bulunsun” demişti. Peygamberimiz de bunu kabul etmişti.
O günden sonra Enes, peygamberimizin yanından hiç ayrılmamış, gündüzleri hep onun işlerini takip etmeye başlamıştı. Peygamberimiz ona ne söylerse yapıyor, nereye gönderirse gidiyordu. Allah Resûlü, Enes’in İslam’ı doğru anlayıp yaşaması için ona yalnızca örnek olmakla kalmıyor aynı zamanda çeşitli vesilelerle onunla sohbetler ediyor, ona bazı şeyler anlatıyordu.
Yine bir gün onu karşısına alarak kendisi ile uzunca sohbet etti. Sohbet esnasında şu ifadeleri kullandı:
“Bak yavrum, kalbinde kimseye karşı kötülük duygusu taşımadan sabahlayabilirsen ve akşamlayabilirsen bunu yap. Yavrum, işte benim sünnetim (yaşam tarzım) budur. Benim sünnetimi ihya eden beni sevmiştir. Beni seven cennette benimle birlikte olur.” (Tirmizî, İlim, 16)
İşte bu sözünde Allah Resûlü (s.a.v.), Enes’e ve onun aracılığıyla bütün insanlara, bir insanın ulaşabileceği en büyük hedefi ve gayeyi gösteriyor ve âdeta şöyle diyordu:
“Sen bir peygamber değilsin ama cennette peygamberle hem de onların en üstünü ile bir arada olma imkânına sahipsin. Zaten en üstün peygamber ile cennette bir arada olmak demek, diğer peygamberlerle de bir arada olmak demektir.
Bunu yapman için geçmen gereken önemli bir sınav var: Sabah-akşam, yani günün her saatinde kalbinde insanlara karşı asla ama asla kötülük duygusu barındırmayacaksın. Benim yaşam tarzım, sünnetim budur. Ben kendim bunu ilke ve prensip edindim. Kalbimden hiç kimsenin bu dünyada ve âhirette kötü duruma düşmesini istemiyorum. Sen de imkânın ölçüsünde, gücün yettiğince bunu yapabilirsen benim ilkemi benimsemiş, benim yaşam tarzıma sahip çıkmış, beni sevmiş olursun. Beni seven kimseler de cennette benimle birlikte olacaklardır.”
Aklımıza şöyle bir soru gelebilir:
Biz iyi insanlara karşı kalbimizde sevgi beslemekte, onların iyiliğini istemekte zorlanmayabiliriz. Ancak bu hayatta kötü insanlar, ahlaksızlar, zalimler, insanlara kötülük edenler de var? Kalbimizde onlara karşı kötü duygu nasıl olmaz? Böyle bir şey mümkün mü? Kaldı ki dinde “Allah için sevmek” olduğu kadar “Allah için öfkelenmek” de yok mu?
Her şeyden önce kötülük eden, başkalarına zulmeden bir kimsenin cezasını bulmasını istemek, “kötülük” değildir, tam tersine iyiliktir. Yani siz, ahlaksızlık, zalimlik yapan bir kimsenin hak ettiği cezayı görmesini istediğinizde onun kötülüğünü istemiş olmuyorsunuz, onun hakkında iyi bir şey istemiş oluyorsunuz. Çünkü onun, yaptığı haksızlığa engel olmak, gerektiğinde bunun için ceza verilmesini istemek, onun daha fazla haksızlık yapmasına engel olmak, böylece kendisine de daha fazla yazık etmesini engellemektir. Nitekim biz bunu bir başka hadisten öğreniyoruz. Bir gün peygamberimiz ashabına “kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et” buyurunca sahabeden bazıları “mazlumu anladık da zalime nasıl yardım edelim?” diye sordular. Peygamberimiz “onun zulüm yapmasına engel ol. İşte bu da ona yardım etmektir” buyurdu.
Tekrar konuya dönelim:
Hadisten anladığımıza göre, cennette Allah resulü ile bir arada olma gibi üstün bir hedefe kilitlenmiş şuurlu bir mümin, bu hayatta herkesin iyiliğini ister. Kâfirin Müslüman olmasını, zalimin zulmünden vazgeçmesini, ahlaksızın pişman olarak tövbe etmesini ister. İbadetini yapmayan kişinin ibadete başlamasını, günah işleyen kimsenin günahından tövbe etmesini ister. İyi yolda olanın iyiliklerini daha da arttırmasını ister. Bilir ki başkasının iyiliğini istemek, kendisine bir kötülük getirmez, tersine kendisini daha da iyi yapar.
Başkaları hakkında iyilik düşünen, kalbinde onların kötü olması gibi bir temenni bulunmayan kimse bunu yalnızca düşünce planında bırakmaz, imkânı olduğu ölçüde iyi kimselerin daha da iyi olması, kötü kimselerin kötülüğünün engellenmesi için de gayret gösterir. İyilikleri yaygınlaştırmaya, kötülükleri önlemeye ve azaltmaya çalışır.
Başkalarının kötü olmasını istemeyen kimse başkalarının başına gelen musibetten sevinmez, üzülür. Başkalarının felaketine bayram yapmaz. Başkalarının günah işlemesine razı olmaz.
İşte Allah Resûlü böyle idi. İstiyordu ki hiç kimse cehennemlik olmasın. İstiyordu ki herkes iyi olsun, cennette en üst makamları hak etsin. İşte bu, onun yaşam tarzı ve sünneti idi.
Rabbimiz, Allah resûlü’nün bu sünnetine sahip çıkarak cennetin en üst makamında onunla birlikte olmayı bizlere nasip eylesin. İnsanların kötülüğünü istemekten, onlar hakkında kötü düşünmekten bizleri muhafaza eylesin.
Kaynak: Soner Duman/ 7 Şevval 1446 – 5 Nisan 2025 Cumartesi
- Edirne’de Sevgili Vahşeti: 14 Yaşındaki Kız Öldürüldü - Nisan 6, 2025
- CHP’de Becan da Aday - Nisan 6, 2025
- Aile Bakanlığı Skandallara Sessiz! Adem Çevik: Sayın Bakanımız Mahinur Özdemir Göktaş’tan cevap bekliyoruz - Nisan 6, 2025